Almanya’da Epiduralsiz Normal Doğum

 

Almanya’dan bir doğum hikayesi

Almanya’da Epiduralsiz Normal Doğum

Bu yazı sumrucaliskan.com adresinden alınmıştır.

Her doğum hikayesi çok özel ve güzeldir. O eşsiz kavuşma anını tekrar tekrar hissedebilmek ve kızımla ileride paylaşabilmek için bu yazıyı kaleme aldım. Almanya’da nasıl yürüdüğüne dair sizlere fikir verebilmek adına  da aralara bilgilendirici bölümler ekledim. 

21 Eylül gecesi 39 hafta 4 günlük hamileydim. Gece saat 3 gibi uyandım. Hava çok sıcak olduğundan epey bunalmıştım. Kalkıp yüzümü yıkamak istedim. Biraz yürüdükten sonra suyumun geldiğini fark ettim. Gayet sakin bir şekilde evdekileri uyandırdım. Kısa bir hazırlanma sonrası sonra eşim, annem ve ben -hazırladığım çantamı da yanıma alarak- evden ayrıldık.

Hakkında

Hastanedeki kısa kontrolden sonra ebe doğumun ilk evresinin başladığını beni sancı odasına alacağını söyledi. 8 saat bekledikten sonra gündüz saat 11’de doktor ultrason kontrolü yaptı. Her şey normal gözüküyordu. Biraz zaman geçtikten sonra ebe tekrar kontrol için odaya geldi. Amniyon sıvısının (suyun) yeşilimsi bir renk alması onda mekonyum olasılığını düşündürdü. Bu nedenle doktorumla tekrar konuşmak istediğini söyledi. Alman ebe Christine benim onayımı alarak suni sancı ile olası bir riski engellemek için hızlandırmak istedi.

Gündüz saat 1 gibi ilk sancılar başladı. Zamanla şiddeti epey arttı. Christine tüm soğukkanlılığıyla bu süreci nasıl daha iyi geçirebileceğimi anlattı. Suni sancının normal sancıdan daha zor olduğunu fakat epidural anestezi almadan bunu başarabileceğimi söyledi. Epidural anestezi ile ilgili bilgilendirme (doğum sonrası komplikasyonlarının yazılı olduğu uzunca bir metin) kağıdını getirip kararı bana bıraktı. Christine doğumun en az müdahale ile olması gerektiğine inanan 60 yaş üstü epey tecrübeli biri. Onun da desteğiyle epidural anestezi istemedim.

Hakkında

Christine doğum öncesi verdiği eğitimde suyun, kasılmalar üzerinde pozitif etkisi olduğunu söylemişti. Bu yüzden sancı sürecini suyun içinde geçirmeyi denemek istedim ve beni havuzun olduğu odaya aldı. Suyun içine attığı doğal yağlar ve tuzlarla kendimi sadece 5 dakika kadar şımartıyordum. 🙂 Sancı ile başa çıkmak gerçekten zordu. Kursta öğrendiğim nefes tekniğini uyguluyordum ve suyun içinde ağrıyı nispeten daha az hissediyordum. Bu şekilde 3 saati havuzda geçirmeyi başardım. Christine son kontrolde aktif doğum sürecinin artık başladığını ve beni doğum odasına alacağını söyledi. Son saate kadar yanımdan ayrılmayan eşime tek başıma kalmak istediğimi söyledim. Çünkü bir noktadan sonra onu yönlendirmek için konuşmam gerekiyordu. Konuşacak enerjim kalmamıştı.

Ebe Christine görevi devraldı. Hissettiklerimi anladığı için konuşmama gerek kalmadan beni yönlendirmeye başladı. Böylece süper bir ikili olmuştuk. 🙂 Sancı sırasında inanılmaz destekliyor, doğumu kolaylaştırmak için hangi duruşu yapmam gerektiğini gösteriyor ve elimi tutuyordu. Son yarım saatte sancı sıklığı bir dakikaya kadar indi. Doğuma hazırlık kursunda epey pratik yaptığımız tekniği kullanmaya başladım. Dinlenme sırasında burundan derin nefes alıp, sancı esnasında “a ya da o seslerini” yüksek sesle söyleyerek uzun nefes veriyordum. (ı ve u gibi diyaframda baskı yapan seslerden kaçınmak gerekiyor.) Ayrıca meditasyon yapar gibi sadece nefesime konsantre oluyor ve kendimi olabildiğince rahat bırakmaya çalışıyordum. Beynimde ise bebeğimi kucağıma alacağım anı yaşayarak kendime moral veriyordum. Bu yöntem inanılmaz işe yaramıştı.

Ebenin sevinç çığlıkları arasında duyduğum Türkçe kelimeler arasında (Christine Türk anneler için bir kaç kelime öğrenmiş sanırım:)) saat tam 19:18’de ve ilk sancıdan itibaren yaklaşık 7 saat sonra Melissa hastaneyi inleten ağlamasıyla aramıza katılmıştı. Kızımı göğsüme yatırdıklarında göz yaşlarımın sular seller gibi olacağını düşünmüştüm. Fakat şokun etkisiyle gözümden bir damla bile yaş düşmedi.

Hakkında

Christine kızımı doğar doğmaz -müdahale etmeden- göğsüme yatırdı. O sırada annem ve eşim sevinçle odaya girdiler. Bu arada kordonu kesmek için bir süre daha bekledik. (Ebe bebeğe daha fazla kan akışının sağlanması demir rezervi açısından önemli olduğu söyledi). Yaklaşık 15 dakika sonra kızımın kilosunu ve boyunu ölçerek doğumhaneden bebeğim hala göğsümde beni sedye ile odama götürdü. (Bebeğin doğar doğmaz sadece anne kokusuna ihtiyacı olduğu için anneden ayrılmaması gerekiyordu. Bu nedenle Christine bebek beşiği kullanmadı.)

Anne-bebek bağlanmasına (bonding) çok önem verdikleri için buradaki ebeler bebeğin doğar doğmaz yıkanıp, giydirilmesine karşı. Anne karnında verniks denilen koruyucu madde ile derisi su içinde korunan bebeğin dünyaya geldikten sonra da bu madde ile bir süre daha muhafaza edilerek (su ortamından hava ortamına geçmesi nedeni ile) hassas tenini korumak çok önemli. Bizim kültürümüzde bebeğin temizlenmesi, giydirilmesi çok önemli. Fakat açıklamalar mantıklı geldiği için tüm gece boyunca kızım göğsümde benimle temas ederek uyudu. Ten tene temas yöntemi annede süt üretimini arttırdığı için ayrıca tavsiye ediliyor.

Hastaneye kayıt sırasında aile odasında kalmak istediğimizi belirtmiştik. Bu nedenle hastanede kaldığım dört gece boyunca eşim benimle birlikteydi. İlk gece yenidoğan hemşiresi tarafından ben de sıklıkla kontrol edildim.

2009 yılından beri WHO ve UNICEF tarafından bebek dostu (baby friendly) onaylı hastane olduğu için ebe ve yenidoğan hemşireleri belirli eğitimler alıyor. Taze annelere de bu konularda eğitimler veriyor. Bunlardan en önemlisi emzirme eğitimi. Yenidoğan hemşiresi önce bana kitapçık vererek, emzirme teknikleri üzerine uzun açıklamalar yaptı. Bebeğin ilk alt değiştirmesini kendisi yaparak yine çeşitli eğitimler (giydirme, yıkama, popo silme) verdi. (Almanya demek cidden eğitim demek 🙂 burada yaşamak için buna alışmak gerekiyor.)

Normal doğumda neden doktor bulunmuyor?

Hastanelerin doğum servisinde doktor mevcut, fakat doğumla baştan sona ebe ilgilenir. Ebe uygun görürse doktor sadece epizyotomi (kesi) ve dikiş yapmak için doğuma gelir. Doğum her şekilde sadece ebelere aittir, elbette ciddi komplikasyonlarda doktorlar devreye girer.

Almanya’da doğum sonrası hastanede kalış süresi:

Normal doğumda hastanede 3-4 gün, sezaryen doğumda ise 5-6 gün kalınır. Bu süre içinde bebek tüm kapsamlı kontrollerden geçer ve 12 yaşına dek taşıyacağı sarıdefterine (Gelbeheft) sahip olur. Bu defter bebeklik ve çocuklukla ilgili önemli bilgileri, aşıları, hastalıkları, gelişim özellikleri kapsar.

Almanya’da doğum sırasında hastane masrafları :

Zorunlu sağlık sigortası oda, yemek, anne ve bebekle ilgili tüm masrafları karşılar. Hastanede kalınan süre boyunca bebek kıyafetleri, bez, gerekirse biberon ve mama, bebek kremleri, anne için gerekli olan tüm tıbbi malzemeler, emzirme pedleri ve kremleri, emzirme çayı dahil hastane tarafından tedarik edilir. Bu nedenle günler öncesinden hastane çantası hazırlamak için bir strese gerek yok.

Doğumdan sonra bebeğiyle dışarıda dolaşıp, temiz hava almak isteyen annelere hastane kalış süresi boyunca bebek arabası ya da kanguru da veriyor. Bebeğin ilk günden kısa süreliğine de olsa dışarı çıkartılıp temiz hava almasına doktorlar çok önem veriyor.

Hastane odası süslemek ve ziyaretçilere catering sunmak burada popüler bir uygulama değil. Doğum ve sonrası tüm sadeliğiyle yaşanmak isteniyor. Hastanelerde ziyaret saati diye bir uygulama olmamasına rağmen odalarda ziyaretçi kalabalığını da görmek mümkün değil. Bence yeni doğum yapmış bir annenin çekirdek ailesiyle yalnız kalmaya, dinlenmeye ve bebeğiyle o ilk saatlerini huzur içinde geçirmeye ihtiyacı var. Hastanedeki bir kutlama/ziyaretçi akını beni epey yorardı diye düşünüyorum. Bu nedenle kızımı görmek isteyenler bize biraz zaman tanıyarak incelik gösterdi.

Almanya’da doğum tercihi:

Kontroller sırasında doktorumla doğum tercihimi hiç konuşmadık. Hatta doktorum bana böyle bir soru sormadı! Almanya’da müdahale gerekmeyen (yani riskli ya da çoğul gebelikler dışında) hesaplanan doğum tarihine kadar bekleniyor. Tüm süreç normal doğum yapacakmışsınız gibi işliyor. Sancı sırasında ve doğum başlarken risk görülürse sezaryen doğum şekline geçiş yapılabiliyor.

Epidural anestezi ile normal doğum ise anne adayının tercihine bırakılıyor. Tüm sorumluluk ise yine anne adayında. Ebe epidural öncesinde olası yan etkileri ile ilgili bir bilgilendirme kağıdı getiriyor. Okuyup imzaladıktan sonra anestezi uzmanı ile işlem başlıyor.

Kafalardaki normal doğum /sezaryen doğum sorusuna yardımcı olabilmek adına:

Doktoruma son aylarda bebeğin ters dönüp dönmediğini sormuştum. Çünkü son dakikaya kadar normal doğum yapabileceğime kendim de pek inanmamıştım. (Türkiye’deki tüm arkadaşlarımdan tarihli sezaryen doğum hikayelerini dinlemiş biri olarak benim normal doğumu arzu etmem hepsini çok şaşırtmıştı. 🙂 Daha önce de yazdığım Almanya’da ebelik sistemi yazımda ebelerin anne adaylarını normal doğuma hazırlayacak şekilde çeşitli eğitimler verdiğini söylemiştim. Bu eğitimler sırasında kendi vücudumu tanıma ve anlama fırsatım oldu. Kadın vücudunun, hormonlar sayesinde, mucizevi bir şekilde doğum gibi zor bir olayı hiç bir müdahale olmadan nasıl kendi kendine yönettiğini anlamak benim tüm algımı değiştirdi. Yüzyıllar boyunca milyonlarca kadın bunu başardı. Ben de başarabilirim! (Beynime çoğu zaman gönderdiğim olumlu düşünce sadece buydu.)

Normal doğum fiziksel anlamda zordu fakat her dakikasının farkında olmak harika bir duyguydu. Benim için normal doğumun en güzel yanı ise her şey o kadar kolay eskisine dönmüştü ki… Yürüyor, banyo yapıyor, dilediğim yemeği yiyor ve kızımı kucağımda istediğim gibi tutabiliyordum. Bu nedenle doğum sonrası kendimle uğraşmak (sezaryen sonrası dikiş vs..) yerine kızımın bakımına yoğunlaşabildim.

Edit:

 Konuyla ilgili olarak 13.12.2017 tarhli Habertürk’te Damla Çeliktaban tarafından yazılan yazının linkini paylaşıyorum. Türkiye’de “Sezaryan’da dünya lideriyiz” başlıklı yazının son bölümünde yıllarca doğum ile ilgili araştırmalar yapmış olan  Michel Odent’in 1999’da yazdığı (‘Scienticifaciton of Love’) ‘Sevginin ve Doğumun Kimyası kitabında normal doğum sürecini kontrol etmenin bizim elimizde olduğunu, bunun ilk önce sağlık profesyonelleri tarafından kadının doğumu kendi kendisine yapabileceğinin kabul edilmesi gerektiğini, bu kabulün ardından da beynin neokorteks denen bölümünü devre dışı bırakacak şartları oluşturmanın gerekliliğinden bahsetmiş. Ana başlıklar halinde neokorteks denen bölümün devre dışı olmasını sağlamak için doğum sırasında mümkün olduğunca az konuşma, loş ışık ortamı oluşturma, doğum yapılan odanın kapısının sürekli açılıp kapanmaması, ortamın sadeliği, sessizliği ve sizi gözetleyen kişilerin olmaması şeklinde sıralamış. (Normal doğum yapmış biri olarak yazımda bahsettiğim noktalarda içgüdüsel olarak bu noktalara değinmiştim. Tavsiyem doğum yapacağınız hastanenin doğumhane bölümünü karar aşamasında mutlaka gezmeniz ve mekan olarak da ortamla ilgili fikir edinmeniz.) Normal doğum yapmayı planlayan kişilerin linkteki yazıya göz atmasını tavsiye ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir